EYÜPSULTAN YEREL GAZETE BASIN EYÜP FLAŞ HABER
Anasayfa / Eyüpsultan haberleri / Alaettin Arslan Yazar / Eyüpsultan’da bir çadır, Diğer tarafta süslü masalar, her ikisinde de Müslümanlar.

Eyüpsultan’da bir çadır, Diğer tarafta süslü masalar, her ikisinde de Müslümanlar.

Eyüpsultan,iftar,çadırı.şemsi,mukaddes,süslü,masalar,mitht.bülent,özmen,doğan,sarıtaş,chp,ilçe,başkanı,protokol,

 

 

Alaettin ARSLAN Yazdı.
Alaettin ARSLAN Yazdı.

Eyüpsultan’a  bir çadır, Diğer tarafta süslü masalar, her ikisinde de Müslümanlar

Eyüpsultan’da İftar Çadırında uzunca bir masa,
Seçilmişlerimiz protokol masasında.
Mikrofonu kapan konuşuyor. “Halkımızla iç içeyiz.” diyorlar. Zaten sorun da bu cümlede gizli, İç içe olmak bir ayla sınırlıysa, geri kalan on bir ay neyin içindeydiniz?
Yoksulluk mevsimlik bir hadise değil.
Enflasyon oruç tutmuyor.
Kiralar imsakta durmuyor.
İşsizlik teravihle hafiflemiyor.
Ama Ramazan gelince siyasiler birden merhamet fotojenik hale geliyor.

Meclis üyesi ekmek dağıtıyor.

Eyüpsultan belediye meclis üyesini sokakta ekmek dağıtırken gördüm, hem güldüm, hem de üzüldüm. Çünkü bir taraftan ekmek dağıtırken arkasında ve önünde belediyenin fotoğrafçısı, biri resim çekiyor, diğeri video çekiyordu. İşte ona güldüm. Hep yıllardır Ak partiyi benzer uygulamaları yaptığı için eleştirirdik. Fakat Chp’li belediye meclis üyesinin halkın onuru, ve din sömürüsü yapması bile Chp’nin içinde kendini ön plana çıkarmak başkanın gözüne girmek isteyenlerin hem partiye, hem de belediyeye ne kadar zarar verdiğini göremeyen zavallı başkan var.
Meclis üyesi Sokakta iftarlık ekmek  dağıtılıyor, resimler, videolar çekiliyor, sosyal medyada paylaşılıyor.
Kamera açık. Bir çocuğun başı okşanıyor.
Bir yaşlının eli tutuluyor.
Birkaç cümlelik şefkat gösterisi.
Sonra araçlara binilip bir sonraki programa geçiliyor. Olmadı birader Chp bu değil.

 

YAPMAYIN BEYLER

İftarlar elbette olsun.
Paylaşım artsın, sofralar çoğalsın.
Ama bunlar sessizce olsun.

Gösterişsiz olsun.
Reklamsız olsun.
İftar sahne değil sofradır.

Reyting değil rahmettir.
Kalabalık değil berekettir.

Acizâne, fakirane ve fakat halisane bir isteğim var:
Ramazan’ı gösteriden arındıralım.
İbadetin samimiyetini siyasetten, hayrı reklamdan,  kurtaralım.

Ve bilhassa…
Ramazan’ı bir tiyatro ve ekran dekoruna çevirmeyelim.
Bırakalım, yeniden kalbimizin içinde kalsın.

 BEN HOCA DEĞİLİM AMA,,,

 Ramazan’ın Aslı
İslam ve Türk-İslam geleneğinde Ramazan’ın omurgası açıktır:
Kur’an-ı Kerîm okumak, mukabele yapmak, zekât vermek, sadakayı artırmak, nefsin terbiyesiyle meşgul olmak…
Ramazan eğlenme ayı değil; arınma ayıdır.
Şatafat değil; infak ayıdır.
Gürültü değil; tefekkür ayıdır.
Eski Ramazanları anlatan arşiv kayıtlarına ve hatıratlara baktığınızda camilerde mukabele halkaları, evlerde Kur’an sesleri, mahalle aralarında sessizce dağıtılan erzak bohçaları görürsünüz. Göze sokulan değil, gizlenen hayır makbuldür. Sağ elin verdiğini sol el bilmez.

Ramazan; paylaşma ayıdır, propaganda ayı değil.
Ramazan; samimiyet ister, sahne değil.
İbadet gösteriş kaldırmaz.
Merhamet reklam sevmez.
Vicdan, takvimle çalışmaz.
Bir ay boyunca garibanın sofrasına oturup, on bir ay boyunca o sofranın neden eksik olduğunu konuşmuyorsanız; orada dindarlık değil, siyasal hesap vardır.

İftarlar Çadır Tiyatrosuna Dönmesin
Eski Türk filmlerine bazı sahneler unutulmazdır. Çünkü onlar yalnızca bir ânı değil, bir zihniyetin başlangıcını temsil eder.

Eskiden Eyüpsultan belediyesinin ana girişindeki yazıyı hatırlıyorum. “RÜŞVET ALAN DA VEREN DE MELUNDUR”
Kanaatimce o günkü manzara samimiydi.

Fakat tarih bize şunu öğretti; Niyetler sabit kalsa bile uygulamalar zamanla şekil değiştirir. Aradan geçen yıllar içinde bu sade hayır pratiği yavaş yavaş başka bir şeye dönüştü. Belediyeler öncülüğünde başlayan ücretsiz iftar geleneği, hizmet olmaktan çıktı; sayıyla, metrekareyle, katılımcı adediyle ölçülen bir rekabete evrildi.

Kim daha büyük çadır kurdu, kim daha kalabalık topladı, kim daha çok fotoğraf verdi…
Ve sonunda iftar mekânları, birer ibadet sofrası olmaktan ziyade birer gösteri alanına dönüştü.
İşte itirazım tam burada başlıyor:
İftar, çadır tiyatrosuna dönmemeli.

Çünkü iftarın esası seyir değil, sükûttur.
Kalabalık değil, paylaşmaktır.

İslam geleneğinde iftar; fakirin gözetildiği, zenginin tevazu gösterdiği, aynı lokmanın bölüşüldüğü bir mahviyet sofrasıdır. Tanıdık tanımadık herkese kapı açmak, ahali-i İslâm’ı davet etmek, nimeti birlikte tüketmek esastır.
Bugün ise manzara başka: protokol sıraları, sponsor logoları, sahne ışıkları, sunucular, kameralar…
Sofra geri planda, dekor ön planda.
Bu, hayır değil; organizasyondur.

Oysa ibadet, kul ile Allah arasındaki bağdır.
Bugün bu bağın arasına mikrofonlar, kürsüler, pankartlar ve kameralar giriyor. Samimiyet geri çekiliyor, gösteri öne çıkıyor. Ritüel, ruhunu kaybedip bir propaganda dekoruna dönüşüyor.
Bu hâl ne dine hizmettir ne topluma.

Bugün ise Ramazan’ın yalnızca “şenlik” kısmı seçilip alınmaktadır. Işıklar, sahneler, konserler, festival mantığı…
Bu yaklaşım bizim medeniyetimizin içinden çıkmış değildir.  Ramazan’ı manevî bir iklim olmaktan çıkarıp turistik bir panayıra çeviren bu zihniyet yerli değil; oryantalisttir.
Bizim geleneğimizde Ramazan seyredilmez; yaşanır.

Mevsimlik Dindarlık
Bir başka yara daha var.
On bir ay boyunca dinle, ahlakla, ölçüyle hiçbir bağ kurmayan; toplumun değerlerini hiçe sayan; her türlü savrulmayı normalleştiren kimselerin Ramazan gelince bir anda “dindar” görüntüsüne bürünmesi…
İbadet kostüm değildir.
Takva mevsimlik değildir.
Ramazan, insanın kendini düzeltme çabasıdır; imaj tazeleme kampanyası değil. Hayatın tamamına sirayet etmeyen dindarlık, sadece temsilden ibaret kalır.
Çünkü insanlar sözden çok tutarlılığa bakar.

Bir yerde iftar bomba sesiyle bölünüyor,
diğer yerde sahur korkuyla yapılıyor.
Böylesi bir tabloda şatafatlı sofralarla oyalanmak vicdana sığar mı?
Hiç olmazsa oruçlu ağızlarımızla, mahcup kalplerimizle onları dualarımızdan eksik etmeyelim.

Netice-i kelâm
İftarlar elbette olsun.
Paylaşım artsın, sofralar çoğalsın.
Ama bunlar sessizce olsun.

Gösterisiz olsun.
Reklamsız olsun.
İftar sahne değil sofradır.

Reyting değil rahmettir.
Kalabalık değil berekettir.

Acizâne, fakirane ve fakat halisane bir isteğim var:
Bu Ramazan’ı gösteriden arındıralım.
İbadetin samimiyetini siyasetten, hayrı reklamdan, kurtaralım.

Bilmem anlatabildim mi?

 

http://eyupflashaber.com/

KEMERBURGAZ VE GÖKTÜRK’Ü İŞGALE GELEN  İNGİLİZ SÜVARİLERİ

  1338’de Kemerburgaz “Bergos” Göktürk “Petnahor”  işgal etmek ve buradan Belgrad Ormanı üzerinden Karadeniz Boğaz’a …

Bir yanıt yazın

EYÜP YEREL BASIN EYÜP FLAŞ HABER